Dramanın eğitim alanında doğuşunun 1898’de Viyana’da Uygulamalı Sanatlar Okulu içinde çocuklar için serbest sınıflar açan Avusturyalı sanat öğretmeni Franz Cizek’e dayandığını söyleyebiliriz. Cizek öğrencilerinin “içlerinden geldiği gibi” davranmalarına (öyleymiş gibi yapmalarına) olanak vermiştir.

Henry Caldwell Cook, oyunu “yapmaya değer tek iş” ve insan doğasında var olan bir etkinlik olarak gördü. Perse Okulu’nun İngilizce bölüm başkanı olarak, hem sınıflarda oyun sahnelenmesini, hem de sonraları, ilk amaçlı-kurulmuş drama odası olan ve “The Mummery” adını verdiği odalarda oynanmasını teşvik etti. Oynamanın, öğrencileri, biçimsel bir öğretimin verebileceği dramatik edebiyat bilgisinden daha derin bir şekilde güdüleyebileceğini savundu. Bazı örgenci gruplarını kendi temsillerini yazmaları ve malzemelerini hazırlamaları yönünde yüreklendirdi. Cook, oyunu sahnedeki oyuncu düşüncesi ile kaynaştırarak bir program oluşturmuştur.  Cook günümüzde eğitimde drama diyebileceğimiz ilk kapsamlı program yapan eğitimcidir.

20. Yüzyılın basında sınıfta uygulanan ilk drama dersleri ile ilgili olarak, bir köy öğretmeni olan Harriet Finlay Johnson’ın adı geçer. “Bu ilk uygulamalar bir tür ‘öyleymiş gibi yapma oyunu’ biçimindeydi. Bu arada ‘eğitimde dramanın kuramsal temelleri atılıyor, pek çok yayın yapılıyordu. Cook’un bir öncü çalışması sayılan (1917) The Play Way – Oyun Yolu-  adlı kitabında oyun eyleminin eğitimin temeli olması gerektiği görüşünü geliştirmiştir. Okul oyununun okul temsilleri ve tiyatrodan çok farklı bir olgu olduğu konusuna, Sully söyle değinmekteydi: “Dramatizasyon çocuğun kendine yeni bir çevre yaratmasıdır. Dramada rol oynayan çocuğun aldığı zevk, herhangi bir izleyicinin değerlendirmesine bağlı değildir”. Böylece drama, bir süreç ve özellikle öğrenme süreci olarak Finlay Johnson’ın çok doğru olarak algıladığı biçimde, gelişmeye başladı; ancak sonraki elli altmış yıl içinde o kadar iyi değerlendirilemedi. Çocukta dil ve sözellik ağırlıklı olarak hünerlerin sergilendiği gösterimlere dönüşerek sürdü. Drama olgusu, okul temsillerine, toplu halde konuşmaların sergilendiği müsamerelere dönüştü.

Amerika’da gelişen tüm harekete adını veren Winifred Ward’un “Yaratıcı Oyunlar” yaklaşımı belki de dramatik eğitimin gelişmesinde ikinci aşama olarak görülebilir. Ward, dramanın öğretim yöntemi olarak önemini vurguladı ancak, aynı zamanda doğal oyunun kendi başına da eğitsel olarak önemli olduğunu savundu. Başta Yaratıcı Oyunlar – Creative Dramatics – dediği, sonra Oyun Yapma – Playmaking with Children – olarak isimlendirdiği yöntemle okulun çocuğunun yalnızca zihnini değil bütününü eğitmensi gerektiğini detaylı bir biçimde açıkladı. Çocukların ilgilerini çekmeyi amaçlayarak derslerini edebi niteliği için seçilmiş şiirlere ve dünya çocuk edebiyatından seçilmiş öykülere dayandırdı. Böylelikle çocukları, kendi eğlenceleri için bu türlerden seçilmiş örneklere dayalı doğaçlama oyunlar yaratmaları için motive edebilecekti.

1920’lerden itibaren çocuklarla drama çalışmalarını sürdüren Peter Slade yeni bir yaklaşım denemiş ve bunun kendi başına bir sanat formu olduğunu söylemiştir. (1940) Slade  bu yöntemine Child Drama – Çocuk Draması – adını vermiştir. Çocukların ancak dramatik oyun içinde etkin öğrenmeler gerçekleştirebileceklerini, oynadıkları dramatik oyunlar ile keşfettiklerini vurgulamaktadır.

Peter Slade’in öğrencisi Brian Way (1960) dramanın bireyin kendini özgür ifade edebileceği sosyal içerikli çalışmalar yapmıştır. Way’e göre dünyada dramaya katılmayacak çocuk yoktur.  Way’e göre dramada estetikten daha önemi şeyler vardır; bunlar kişinin kendinin farkına varabilmesi, duygu ve düşüncelerini özgür bir biçimde dile getirmeyi öğrenmesidir. Genel olarak, Way dramayı katılımcının kişisel gelişimine katkı sağlanması amacıyla kullanmıştır.

1970’lere gelindiğinde “Drama Hayatın Provasıdır” sözüyle tanıdığımız Dorothy Heathcote, dramada yeni bir yaklaşım geliştirmiştir. Uzman rolü yaklaşımını ortaya çıkarmıştır. Dramayı bir araç olarak kullanan Heatcote, dramada öğretmenin yani liderinde etkin bir şekilde role girmesi gerektiği söylemiş ve birçok kişi tarafından benimsenmiştir. Çocukların kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve sosyal sorumluluk duygularının gelişmesi için dramayı bir araç olarak kullanmıştır.

1980’lerde ise Gavin Bolton “Diyalektik Kuramı” geliştirmiştir. Çocuklara sorular sorarak konuyu açma, ayrıntılara girme ve tartışmalara önem vermiştir.

2000’li yıllara gelindiğinde artık dünyada birçok ülkede dramayı hem araç hem de amaç olarak kullanan eğitmenler ortaya çıkmıştır. Ülkemizde de eğitimde oyun, dramatizasyon ve tiyatro çalışmalarının geliştirilmesinde önem arz eden kişiler vardır. 1980’lerden sonra İncı SAN ve Tamer LEVENT’in bir grupla beraber başlattığı drama çalışmaları günümüzde birçok Drama Liderinin/Eğitmeninin yetişmesine ön ayak olmuştur. Türkiye’de Drama lisans bölümü bulunmamakla birlikte bazı lisans bölümlerinde hem zorunlu hem de seçmeli ders olarak yer almış, birkaç üniversitemizde yüksek lisans bölümleri açılmış, farklı alanlarda yapılan tez ve projelerde dramaya yer verilmiş ve ilköğretimde de seçmeli ders olarak programda yer almıştır. Türkiye, Dramanın dünyada ki gelişimini takip edebilecek düzeye gelmiş durumdadır.

Melih DEĞİRMENCİ

Yaratıcı Drama Lideri/Eğitmeni

Sınıf Öğretmeni

Kaynakça; Yayınlar sayfamızdaki kitaplar; İ. SAN makaleleri, Oluşum Drama Enstitüsü ve G. YEGEN Ders notları kullanılmıştır.

Bu sayfada yer alan yazılar bilgilendirme amaçlıdır. Sitemizde ki her yazı telif hakkı saklı olmakla birlikte bilgi amaçlı kullanılabilir. Herhangi bir nedenden dolayı oluşabilecek sorunlardan sitemiz ve editörlerimiz sorumlu tutulamaz. Yasa gereği sitemizden indireceğiniz bilgileri en fazla 24 saat bilgisayarınızda bulundurabilirsiniz.