Groningen’de Genel Tarih ve Hollanda’da Tarihi, Leiden’de ise Genel Tarih profösörüydü. Daha sonra De Gids adlı edebi gazetede editör olarak ve soylu Hollanda Bilim Akademisi’ne bağlı bir kampanyaya şef olarak atandı. Hint edebiyatı ve Hint kültürü üzerine çalıştı. 14. ve 15. yüzyıllarda Fransa ve Felemenk yaşam biçimlerini ve düşün hayatını inceleyen ‘Ortaçağın Günbatımı’ eseriyle ün kazandı. ABD hakkında yazdığı iki kitabı, Erasmus biyografisi ve bir çok inceleme çalışmaları yayınladı. 1942’de Naziler tarafından rehin alındı, Leiden’e geri dönmesine izin verilmediği için birçok ayını Sint Michielsgestel’deki bir kulübe kampında geçirdi. De Steeg’de sürgündeyken, 1 Şubat 1945’de vefat etti. (1)
‘ORTAÇAĞIN GÜNBATIMI’
Johan Huizinga, yazdığı her kitabın, her sayfasında tarihi konuşturan, tüm zamanların en iyi Hollandalı kültürel tarihçisidir. O, tarihi her alan ve periyod’da eşit rahatlıkta çalışmalar yapmıştır. Ortaçağın sonlarında, Fransa’nın hukuksal yenilikleri, Rönasans’ta İtalya ve Fransa ilişkileri, Altın Çağı boyunca Hollanda Cumhuriyeti, 20. yy’da A.B.D’nin durumu gibi birçok konuya değinmiştir. Kısacası her alanda tarih ve dili kombineli bir şekilde işlemiştir. (2)
HOMO LUDENS
Birçok kitabında oyun elementini tartışmış, kültürden ve kendi düşüncelerinden oluşan bir koleksiyon ile Homo Ludens’i yaratmıştır. Oyunun toplumsal işlevi üzerine bir deneme-1938′de yazılmış. Oyun rolünün hukuk, savaş, bilim, şiir, felsefe gibi birçok alanda yer aldığını savunmuştur. O’na göre oyun insan yaşamındaki esas gerçeklerden birisidir. Oyun, şiirin kökeni, müzik, felsefedir ve hatta savaş kararlarını bile etkiler. Huizinga aslında oyundan ziyade, insan doğasını, insanın içsel yapısını tartışırdı. (3)
Huizinga’ya göre insanların tüm etkinliklerinin temelinde oyun vardır. Uygarlığın oyundan ortaya çıktığını ve geliştiğini düşünen yazar, kültürün taşıdığı oyun karakterini ve oyunun hangi biçimlerde bu kültürde içerildiğini inceler. Denemede, Huizinga’nın öncelikle üzerinde durduğu nokta, oyunun kültürden daha eski olduğu ve kültürün oyun kavramı üzerinde temellendiğidir. Yazara göre insanlar genel olarak oyun kavramına bir özellik eklememiştir çünkü sadece insanlar değil hayvanlarda oyun oynamaktadır bu nedenle oyunun varlığını uygarlıkla ilişkilendiremeyiz. “Her düşünen varlık, dili oyunu tanımlayacak genel bir terime sahip olmasa da bu oyun ve oynama gerçeğini bağımsız bir şey olarak tasarlayabilir. Oyunun varlığı inkar edilemez niteliktedir” Huizinga oyunun temel karakterini şöyle tanımlıyor . “Oyun, özgür, kurmaca ve olağan hayatın dışında yer aldığı hissedilen ama yine de oyuncuyu tamamen özümleme yeteğine sahip bir eylem olarak tanımlamak mümkündür.
Oyun her tür maddi çıkardan ve yarardan arınmış bir eylemdir; bu eylem özellikle sınırlandırılmış bir zaman ve mekanda tamamlanmakta, belirli kurallara uygun olarak düzen içinde cereyan etmekte ve kendilerini gönüllü olarak bir esrar havasıyla çevreleyen veya alışılmış dünyaya yabancı olduklarını kılık değiştirerek vurgulayan grup ilişkilerini doğurmaktadır.” (4)
Okulöncesi Yaş Grubu Çocuklarıyla Yapılan Drama Çalışmalarında Oyun
Oyun aynı zamanda çok ciddi bir uğraşıdır.’ insanlar oyun oynarken oldukça ciddi bir etkinliğin içindedirler. Huizinga oyunun tanımlanmasında, genel karakterini belirlemekte, toplumsal nitelikli oyunlarla bir sınır koymaktadır. Her oyun, herşeyden önce gönüllü bir eylemdir. Oyun serbesttir, oyun özgürlüktür. Oyun ‘gündelik’ veya ‘asıl’ hayat değildir -miş gibi yapma etkinliğidir. Oyunun kültürel işlevi vazgeçilmez niteliktedir. Oyun gündelik hayattan, bu hayatın içinde işgal ettiği yer ve süreyle ayrılır. Oyun başlar ve belli bir anda biter. Oyun tekrarlanabilir. Oyunun mekânsal sınırlılığı söz konusudur. Bu mekân içinde oyunun kendine özgü kuralları işler. Oyun düzen yaratır, oyun düzenin ta kendisidir. Bu düzenin küçük ihlali oyunu bozar, oyunun niteliğini ve değerini yok eder. Oyun ritm ve armoni kavramlarıyla dopdoludur. Gerilim oyun olgusunda önemli ve çok kendine özgü bir yer tutmaktadır. Gerilimi yaratan oyunun kurallarıdır. Her oyunun kendi kuralları vardır.
‘Küçük çocuklar bile, oyunlarını ‘esrarlı küçük bir şey’ haline getirerek daha çekici kılarlar. Oyun başkalarına değil bize aittir.’ Huizinga oyunun genel çerçevesini çizdikten sonra biçimsel olarak tanımlamaya çalışır. ”Demek ki oyunu biçim açısından, kısaca özgür, ‘kurmaca’ ve olağan hayatın dışında yer aldığı hissedilen, ama yine de oyuncuyu tamamen özümleme yeteneğine sahip bir eylem olarak tanımlamak mümkündür, oyun her tür maddi çıkar ve yarardan arınmış bir eylemdir; bu eylem bilhassa sınırlandırılmış bir zaman ve mekânda tamamlanmakta, belirli kurallara uygun olarak, düzen içinde cereyan etmekte ve kendilerini gönüllü olarak esrar havasıyla çevreleyen veya alışılmış dünyaya yabancı olduklarını kılık değiştirerek vurgulayan grup ilişkileri doğurmaktadır.” Huizinga oyunu biçim açısından tanımlarken oyunun toplumsal boyutunu göz önünde tutmuştur. (5)
KAYNAKLAR
(1) http://www.productiefonds.nl/basic/auteur1.php?Author_ID=30
(2) http://www.age-of-the-sage.org/history/historian/Johan_Huizinga.html
(3) http://www.kirjasto.sci.fi/huizin.htm
(4) http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=4&aid=100
(5) Göksel ÇİĞDEMOĞLU ,Tuzluca, 100. Yıl Lisesi/IĞDIR , Kaynak.Dramaya Merhaba. (Ed. Naci Aslan) Türkiye 1. Drama Liderleri Buluşması ve Ulusal Drama Semineri – 1999, Oluşum Yayınları No: 3, 2000, Ankara.
